Dünyada Bir Yolcu Gibi Yaşamak: Kalbimizi Nereye Demirliyoruz?
Hayatın baş döndürücü hızında, sürekli bir yerlere yetişmeye çalışırken hiç durup nereye gittiğimizi düşünüyor muyuz? Evler alıyor, eşyalar biriktiriyor, bitmek bilmeyen planlar yapıyoruz. Sanki bu dünyada ebedi kalacakmışız gibi kök salma telaşındayız. Tam da bu koşturmacanın ortasında, asırlar öncesinden gelen ve ruhumuzu sarsıp kendimize getiren o muazzam nebevi öğretiye kulak vermeye ne dersiniz?
Hz. Ömer’in oğlu Abdullah (r.a.) anlatıyor: Resûlullah (s.a.v.) bir gün iki omuzumu tuttu ve şöyle buyurdu:
“Dünyada sanki bir garip veya bir yolcu gibi ol.”
“Dünyada sanki bir garip veya bir yolcu gibi ol.”
İki omuzu tutmak... Bu hareket, hitap edilen kişinin dikkatini tamamen toplamak ve söylenecek sözün ehemmiyetini kalbe mühürlemek içindir. Efendimiz (s.a.v.), genç bir sahabinin şahsında aslında hepimizin omuzlarından tutuyor ve bizleri derin bir uykudan uyandırıyor.
Garip Olmak ve Yolcu Olmak Ne Demektir?
Durakta otobüs bekleyenler, kalıcı olmayan bir mekana yatırım yapar mı? Er geç gidecek o duraktan, süslese kaç yazar.
Bir yabancı girdiği sokakta veya şehirde kalıcı olmadığını bilir. Oraya ait hissetmediği için oranın dertleriyle kalbini gereksiz yere yormaz. Bir yolcu ise sadece hedefine odaklanır. Yanına yalnızca yolculukta taşıyabileceği kadar yük alır; fazlası ona sadece ağırlık ve ayak bağı olur.
İşte İslam'ın bize sunduğu dünya tasavvuru tam olarak budur. Dünya bir amaç değil, bir araçtır. Bizler buraya yerleşmeye değil, buradan geçmeye geldik.
Hadisin ravisi Hz. İbni Ömer (r.a.), aldığı bu muhteşem terbiyeyi hayatına öyle bir nakşetmiştir ki, sonraki nesillere şu altın tavsiyeleri bırakmıştır:
“Akşama ulaştığında sabahı gözetme, sabaha kavuştuğunda da akşamı bekleme. Sağlıklı anlarında hastalık zamanın için, hayatın boyunca da ölümün için tedbir al.”
Erteleme Hastalığından Kurtulmak
İbni Ömer’in bu sözleri, modern insanın en büyük çıkmazlarından biri olan "erteleme hastalığına" doğrudan bir panzehirdir. "Yarın yaparım", "emekli olunca ibadetlerime başlarım", "ileride iyi bir insan olurum" cümleleriyle kendimizi kandırıyoruz. Oysa garanti altında olan tek bir anımız bile yok. Akşama çıkacağının garantisi olmayan bir yolcu, heybesini doldurmak için yarını bekleyebilir mi?
Sağlığımız yerindeyken, zihnimiz berrak ve bedenimiz güçlüyken yapmadığımız iyilikleri, yarın bir hastalık yatağına düştüğümüzde yapamayabiliriz. Hayattayken, nefes alıp verirken heybemize koymadığımız güzel amelleri, ölüm kapıyı çaldığında ah çekerek geri getiremeyiz.
Heybenizde Ne Var?
Bu yazı, dünyaya tamamen sırtımızı dönüp bir köşeye çekilmemizi söylemiyor. Aksine, dünyayı elimizde tutmamızı ama kalbimize sokmamamızı öğütlüyor. Bir yolcu gibi hafif, bir yolcu gibi hazırlıklı olmayı hatırlatıyor.
Gelin bugün kendimize şu soruyu soralım: Eğer bu dünya bir yolculuksa ve bizler de birer yolcuysak, şu an taşımakta olduğumuz bu ağır yükler (hırslar, kırgınlıklar, bitmeyen dünya telaşları) bizi menzilimize ulaştıracak mı, yoksa yolun kenarında bizi yorup bırakacak mı?
Unutmayalım; en güzel yolcu, menzile en az yükle ve en temiz kalple varandır.
Ömrümüzü bulunduğumuz an bilirsek işimiz oldukça kolaylaşacak.
Yorumlar
Yorum Gönder